Anasayfa Köşe Yazıları

FATURA...

OKUMA AYARLARI:
FATURA...

FATURA

​Türkiye’de gazetecilik yapmak, rüzgâra göre eğilenlerin değil, fırtınaya karşı dik duranların işidir. Benim hikâyem; Tayyip Erdoğan, Süleyman Soylu ve Nurettin Nebati’nin gücü ellerinde bir kırbaç gibi tuttuğu günlerde, o kırbaçtan korkmadığım için ödediğim üç yıllık bedelle yazıldı.

​Tam üç yıl boyunca hürriyetimi çaldınız. Ama o beton yığınlarının içinde ruhumu teslim alamadınız. Koğuşun karanlığına inat, güler yüzümü bir bayrak gibi taşıdım. Kader mahkûmlarının elinden tuttum, yardımseverliğimle o kasvetli duvarları insanlık bahçesine çevirdim. Çünkü biz biliyoruz ki; asıl hapis, adaletsizliğe boyun eğen zihinlerdedir. Ben orada dimdik durdum, çizgimi bozmadım, rızkı veren Allah’tır dedik, rüzgâra eyvallah etmedik!

 On Yıl Önce ve Bugün

​Gelelim o "suçu övme" dedikleri komediye... Şuraya not düşülsün: Bundan on yıl önce, bugün Peker’e methiyeler düzenler ya da ismini duyunca titreyenler köşe bucak kaçarken; ben Sedat Peker’e "mafya" demiş adamım! O gün devlet onu protokollerle, kırmızı halılarla karşılarken; ben onun hayranlarının tehditlerine göğüs geriyordum.

​Peki ya bugün? O günlerin sahte kabadayıları, rüzgâr tersine dönünce deliklerine saklanıp sus pus oldular. Ama ben, dün eleştirdiğim adam en zor anına düştüğünde, devlet üzerine çullandığında yine sahneye çıktım. Çünkü delikanlılık, düşene bir tekme de sen vurmak değil; hakikat neyse, düşmanının bile olsa hukukunu savunmaktır! "Suçu sabit olmayan adamı mahkûm edemezsiniz" diyerek devletin karşısına dikildim. Üç duruşma boyunca geri adım atmadım ve o davadan beraat ettim. Dün "mafya" dediğim adamın bugün hukukunu savundum; çünkü bizde vefa ve mertlik, kişilere göre değil, hakikate göre tartılır!

​Hakkımdaki o "hakaret" hapisleri, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarıyla birer birer para cezasına çevrildi. Bu ne demektir biliyor musunuz? Devlet resmen; "Biz seni üç yıl boyunca haksız yere hücreye tıktık, aslında bu suçun karşılığı hapis değilmiş" diye günah çıkardı. Hürriyetimi gasp ettiğinizi, ömrümden üç yılı çaldığınızı kendi imzanızla tescillediniz!

​Bu Hangi Kitaba Sığar?

​Şimdi utanmadan önüme bir ödeme emri koyuyorsunuz. Hem "pardon, seni yanlış yatırmışız" diyorsunuz hem de o haksız yere zindanda tuttuğunuz üç yılın maliyetini benden istiyorsunuz. Siz şaka mı yapıyorsunuz? Haksız yere hürriyeti çalınan bir gazeteciye tazminat ödemeniz gerekirken, hangi yüzle "infaz bedeli" talep ediyorsunuz? Bu hangi adalete uyar? Hangi delikanlılığa, hangi devlet vakarına yakışır?

​Süleyman Soylu’nun gürültüsü kesildi, Nurettin Nebati’nin "ışıltısı" söndü gitti; ama benim onurlu duruşum o duvarları aştı, bugünlere geldi. On yıl önce Peker’e karşı dururken beni tehdit edenler bugün korkudan dillerini yutmuş olabilirler ama ben dün de bugün de sadece Hakk’ın ve hakikatin önünde eğildim.

​Şunu kafanıza sokun: Ben o üç yılı haysiyetimle yattım, kimseye minnet etmedim. Devlet, haksız yere hürriyetini gasp ettiği vatandaşına borçludur; ondan haksız hapsin "faturasını" isteyecek kadar küçük hesapların peşine düşmemelidir. Yanlış hesap Bağdat’tan döndü; şimdi o hesabı, bu haksızlığa imza atanlar kendi vicdanlarında ödesin!

Etiketler: #Doğru#dik#adalet

Yorum Yap

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.