20 Nisan

2019
Geçen hafta, Türkiye kapitalizmin iki sorunundan bahsettik. Biri ekonomik, yani yapısal, plansız
aşırı kar güdüsüyle, aşırı üretimin kaçınılmaz sonucu olan. Emekçi milyonların sadece üretim araçları
değil, yaşam araçlarının da elinden alınması bahasına, savaş dahil olağan dışı tüketim araçlarını devreye
sokan sermayenin, yeni piyasa araçları sayesinde zenginleşerek çıkacağı, ekonomik kriz. İkinci ve
belirleyici olansa siyasi kriz, 31 Mart seçimleriyle geçici bir süre de olsa aşılacak olan. Dünya’ da, 1879
dan itibaren, toprak sahiplerinin elinden henüz iktidarı alan sermaye sınıfı, 1900 lerin başından itibaren
bir yandan iktidar diğer yandan pazar arayışının dayattığı aynı, çift yönlü krizini Birinci Emperyalist
Paylaşım savaşı ile aştı. Kral, şah, padişah ile dini otorite ve toprak sahiplerinin iktidarı tarihe karıştı.
Rusya işçi sınıfı yurdunda Sosyalist iktidarını kuracak, sermaye sınıfının iktidarda olduğu kapitalist
ülkelerde, iktidar savaşı artık iki yeni sınıf arasında devam edecekti.

Çok sürmedi, sermayenin ilkinden çok daha şiddetli, 1929 Ekonomik bunalımı, 1941-1945
arasında İkinci Emperyalist Paylaşım savaşına sürüklediği milyonları bir kez daha ezerek, ekonomik
krizini aşacak, iktidarını perçinleyecekti. Ne varki, emperyalist savaş kapitalizmin ekonomik sorununu
çözerken, iktidar sorununu çözemeyecek, ikinci kez Rusya işçi sınıfının Sosyalist iktidarına çarparak,
kırılacaktı. Emperyalizmin, gerici ve faşist ideolojisiyle işleyen savaş makinesi, Sovyet yurdunda
durdurulacak, kendisine dönecek, Sosyalist Birliğe yeni ülkeler katılacaktı.

Emperyalist kapitalist sermaye, yaklaşık 200 yıldır iktidarda olduğu ülkelerde siyasi ve
ekonomik krizden krize sürüklenirken, planlı bir şekilde ekonomik ve siyasi olarak büyüyen Sovyet
yurdu, uzay çağını başlatacaktı 1950 lerde. Sovyetler Birliği, Hruşçov döneminde başlayıp, 80 lerin
sonunda işbirlikçi Gorbaçov ve ekibi eliyle tasfiye edilirken, emperyalist kapitalist dünya üçüncü bir
büyük bunalıma doğru sürükleniyordu. Eski Sovyet yurdunda, Balkanların göbeğinde, Yugoslavya’ da,
Orta Doğu’ da Irak, Libya, Mısır, Suriye ve diğerleriyle, geniş bir coğrafyada arka arkaya savaş makinesi
devreye sokulacak, onlarca mafya devletçik emperyalist merkez ve ülkelerle elele yağmaya girişecekti.
Türkiye coğrafyasında yaşayan emekçi halklar da bu yıkımdan payını alacaktı elbet. Türkiye
kapitalizmi gerici ve faşist ideolojisiyle on yıllardır giderek ağırlaşan sömürüye rağmen, düzen içinde
tutmayı, birliğini parçalamayı başardığı emekçi milyonlara her zaman söz geçiremiyordu. Birinci
Cumhuriyet’ in tasfiye sürecinin başından bu yana, kırk yıldır, birleştiği takdirde iktidara yöneleceği
şüphesiz direniş odaklarıyla baş edemiyordu. İktidarını, yeni osmanlı cumhuriyetini ilan edemiyordu.
Yönetemiyordu. Siyasi olarak sıkışmıştı. Son yirmi yıllık, sürekli temsiliyet, baskı rejimi, direnişi
bastırmak şöyle dursun, tepkiyi büyütüyordu, sınırsız kişisel hırslarıyla. 31 Mart’ da durduruldu. Şimdi,
Türkiye kapitalizminin ekonomik krizi ile emperyalist pazar sorunu, kaynakların yeniden paylaşımı
yoluyla aşılabilirdi.
Emekçi milyonların verdikleri yetkiyle, siyasi krizi aşan büyük sermaye adına TÜSİAD, 31 Mart
seçimlerinin sona erdiği saatlerde, 17.32 de işareti verdi: ” Yerel seçim sonuçları ülkemiz için hayırlı
olsun… önümüzdeki seçimsiz dönem ekonomik, sosyal ve siyasal reform gündemimiz için önemli bir
fırsattır. Bu çerçevede, hükümetimizin 20 Eylül 2018 tarihinde açıkladığı Yeni Ekonomik Program
doğrultusunda sıkı para ve bütçe politikaları, ekonomik güven ortamı için öncelikli olacaktır. Eş
zamanlı olarak yatırım ortamı, eğitim, dijital dönüşüm ve iş piyasası başta olmak üzere tüm temel
alanlardaki yapısal reformlarda hızla ilerlenmesini temenni ediyoruz.”
Şaşırdınız mı? Oy kullanma süresi, tüm Türkiye’ de 17.00 itibariyle sona erdi. Saat 22 sıralarında,
iki saat süreyle bilgi akışı kesilecek olan sayımlar henüz başlamıştı, TÜSİAD açıklama yaptığında.
Demek ki, siyasi gerilimi doruğa taşıyan, yaklaşık yirmi yıllık gerilimi yaratan tek kişilik temsiliyetin
sona ereceğini öngörmüş, sermayenin seçilmiş yeni ajanlarıyla yoluna devam edeceğinden emindi.Sınıf
bilinci ve örgütlülük, bir kez daha kazanmıştı.
Ertesi gün Amerika ve Almanya, yasama, yürütme ve yargıyı tek elde toplayan AKP Hükümetini
sandıktan çıkan iradeye “saygılı” olmaya çağırıyordu. Öte yandan, sermayenin karakutusu İstanbul’ da
bilinenden çok fazlası, kitleler halinde öfkeyi sokağa çıkaracak güçteki soygunun belgelerinin
temizlemesine göz yumuyordu. “Eş zamanlı” olarak, Hazine ve Varlık Fonu’ ndan sorumlu Damat
Albayrak, TÜSİAD’ ın hatırlattığı, hiç de yeni olmayan, Yeni Ekonomik Paketi açıklayacaktı. Sermaye
iktidarını aklayan emekçi milyonlar, İstanbul seçimlerine itiraz ve iptal tartışmaları ile meşgul edilirken,
emekçiler aleyhine, sermaye lehine Yeni Ekonomik Paket uygulamaya giriyordu. YEP, Varlık Fonu,
Kıdem Tazminatı ve Bireysel Emeklilik Sigortası araçlarını kullanarak, yeniden bölüşümü sermaye lehine
düzenliyordu. Oysa, ne Varlık Fonu, ne Kıdem Tazminatı ne de BES yeniydi. İktidar kimin elindeyse,

devlet onun için çalışıyordu. İktidar, sermaye sınıfının elindeydi. Devlet aracılığıyla, üretici ve yoksul
emekçi milyonlar eliyle yaratılan değerlerin ve maddi üretimin ürünlerinin, kaynak olarak sermaye
sınıfına aktarılmasının yeni yolları bulunuyor, eskiler yenileniyordu. Adalet ve Kalkınma Partisi dışındaki
beşliden birine oy vererek, sermaye iktidarının suçlarını örten küçük burjuva ideoloji ile içli dışlı, işçi
sınıfının sosyalist iktidar mücadelesine yabancılaşmış orta sınıflar mutluydu. Varsın, son yirmi yıldır
yüzde bin dört yüz artan kadın cinayetleri, iş cinayetleri ve tecavüzler ara vermeden devam etsin.
Duymuyorlardı.
Türkiye işçi sınıfı, sanayinin ve tarımın tasfiyesi ile her yıl yüz binlercesi toprağından kopan ya
da üretim araçları üzerindeki mülkiyetini kaybederek işçileşen, hatta sırasıyla Afganistan ve Suriyeli
sığınmacı yeni üyeleriyle, sermayeyi beslemeye devam edecekti. Esnek çalışma modelleriyle iş güvencesi
ve iş güvenliği koşullarında, fiilen kazanılması olanaksız hale gelen kıdem tazminatı ve sosyal güvenlik
hakkı fonlanacaktı! Yani, işçinin sigorta primleri gibi kıdem tazminatı da patronun kasasından değil,
ücretinden kaynağında yapılacak kesintilerden oluşan fonda toplanacak, işsizlik fonu ya da fakfuk fonda
olduğu gibi, koşulları hiçbir zaman oluşmayacağından biriken servet, işçiye ödenmeyecek, patronlara
kaynak olacaktı. Hem de, oy verdikleri sermayenin diğer temsilcileri eliyle. Bakmayın siz, Hazine’ den
sorumlu Varlık Fonu AŞ yöneticisi Damat Albayrak açıklamış olsun. AKP gitmişti ya! Olsundu.
TÜSİAD, sermayenin karakutusunun başına geçirilen İmamoğlu’ nu ziyaret ediyor, İmamoğlu
seçmenlerini camide ağırlıyor, 12 Eylül 1980 darbesiyle Türkiye işçi sınıfı ve örgütlü gücüne indirilen
darbenin sivil mimarlarından, 24 Ocak Kararlarını hayata geçiren Turgut Özal’ ı anımsıyor,
anımsatıyordu. Her şey tam zamanında oluyordu. Olsundu. İstanbul’ dan sonra, Türkiye kapitalizminin
başkenti Ankara’ da ki seçilmiş Mansur da, AKP hükümetleri ve yöneticileri tarafından Osmanlıspor’ a
aktarılan, günlük 5-10 milyarcık serveti, “yatırımlara” aktarma sözü veriyordu. Olsundu. AKP, gitmişti.
Yani günlük 5-10 milyarcık emekçi milyonlardan tahsil edilmeye, bölüşüm yeni sermaye grupları
arasında yapılmaya devam edilecekti. Kaynak aynıydı, yiyen farklıydı. Olsundu.
Ovacık’ da başlayıp, Dersim’ e büyüyen toplumcu yönetim ve üretim modeli çoktan unutulmuştu.
Sırası değildi. 16 Nisan’ da Hazine ve Varlık Fonu AŞ’den sorumlu damat Albayrak Yeni Ekonomik
Paketi uygulayıcılarının eline bıraktı, İMF-Dünya Bankası ve G20 toplantıları için Amerika’ ya gitti.
Gündem, sermayenin “reformlarıydı”, emek ya da iktidar değildi. Emek gündemi, iktidar sorunu Türkiye
işçi sınıfınındır. Sermayenin, “reform” gündeminin, iktidar sorununu örtmesine izin vermemek gerekiyor.
Bilincimiz ve emeğimiz bir olsun, güçlü olsun.
Arzu KIR
hukukarzu@gmail.com

Huryol Haber