DENİZ OLUNMALI
6 Mayıs 2019
“Türkiye zengin göçünde ilk sıralarda: 4 bin milyoner ülkeden ayrıldı.” (Sol Haber Portalı). Halbuki, son birkaç on yılda, Cumhuriyet çözülürken (tam da egemenler adına), tarihinin en büyük servetini kazandılar; ekonomik krizden de -“adet” değil, yapısal olduğu üzere- zenginleşerek çıkacaklar. Buna rağmen, işletmeleri konkordato komiserlerine bırakıp, servetlerini ve tabii yurttaşlıklarını da yanlarına alıp, kaçtılar (kuşkunuz olmasın, servetleri için)”güvenli” ülkelere. Neden kaçırdılar servetlerini ve yurttaşlıklarını, dersiniz? İktidarda oldukları halde, onları bu kadar korkutan ne olabilir? Kim servetlerine el koyabilir, hangi mahkeme, hangi kurum hesap sorabilir ki? Söyleyeyim: Türkiye sermaye iktidarının “mezar kazıcısı”, Türkiye işçi sınıfından başkası değil. Evet, siyasi boşluğu ve zayıf da olsa, bugün için örgütsüz ve Türkiye Sol’ unun büyük kısmı için “imkansız” olsa da, Sosyalist İktidar seçeneğini biliyor, görüyorlar. Ya olursa! Türkiye işçi sınıfı, tarihsel olarak bir yol ayrımında, ya sıçrayıp siyasi boşluğa yerleşip, kendi Sosyalist İktidarını kuracak ya da Yeni Osmanlı’ ya kul olacak!
NATO Genel Sekreteri(adı lazım değil),Tayyip ve Savunmaya bakanlarıyla görüşmeye değil, 6-7 Mayıs 2019 tarihlerinde (büyük olasılıkla, İstanbul’ da) yapılacak, “Akdeniz Diyaloğu’ nun 25 nci Yıldönümü ve Kuzey Atlantik Örgütü Özel Toplantısı” için Türkiye’ ye geliyor. Bu arada, Türkiye (kapitalizmi) ile dayanışma içinde olunduğu mesajını da, gelmeden, AA muhabirine verdiği ropörtaj ile iletmiş oldu. AA’ nın haberine göre; NATO Sekreteri, “önemli ve çok değerli bir NATO üyei olan Türkiye’ yi ziyaret etmekten büyük memnuniyet duyuyor.”! Oysa, içerde siyasi boşluğun ve yönetememe krizinin, dışarda Rusya ile yapılan S-400 füze anlaşmasının yarattığı siyasi gerilimi düşürmek üzere, sırasını bekleyen oyuncuyu sandıktan sahaya, sahadakini yedek kulübesine henüz aldılar. Öyleyse, “bayram değil, seyran değil”, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’ nı sona erdiren Sovyetler’ in zaferinin hemen ardından, 1945 de kurulan antikomünist-çokuluslu-silahlı- terör örgütü NATO, Tayyip başkanlığındaki Türkiye kapitalizmini “neden öptü”?
İlk soru, Türkiye kapitalizminin Rusya ile yaptığı, S400 Savunma Sistemleri alma kararı nedeniyle, bugüne kadar tüm sınırlara Partiot füzelerini yerleştiren Amerika arasındaki gerilim hakkında. Cevap çok açık: “Askeri teçhizat tedariki, ülkelerin ulusal lkararları niteliğindedir ancak… müttefik silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliği NATO için operasyon ve misyonların yürütülmesi bakımından temel bir husutur.” Herşey, Türkiye’ yi dşardan gelecek saldırılardan korumak için! Hem parayla satıyor, hem de çokuluslu ordunun bir parçası olarak kullanılmak üzere silahlandırıyor! Parayı veren Türkiye kapitalizmi olsa da, silahı yapan ve satan karar veriyor, nerde, ne zaman kullanılacağına. “İspanyol Patriot ve İtalyan SAMP-T sistemleri, Türkiye’ yi Suriye sınırından gelen füze tehdidine karşı korumaya yardımcı oluyor.” Ya, gördünüz mü! TSK de, on yıllardır Afganistan’ da, eski Yugoslavya topraklarında ve nihayet Suriye’ de çokuluslu ordunun bir parçası olarak, NATO adına görev yapıyor. Onun için önemli ve değerli!Yani, taşeron iyi iş yapıyor. Hakkını veriyor, genel sekreter: “Türkiye, Afganistan’ daki Kararlı Destek Misyonuna… NATO’ nun Kosova’ daki barışı koruma harekatına destek sağlıyor.”
Öyle değerli ki; “Türkiye zorlu güvenlik sınavından geçerken, NATO müttefikleri sizinle dayanışma içinde…NATO, Türkiye’ yi hava ve füze savunma sistemleriyle korumasının yanı sıra Türk topraklarının üzerinde erken uyarı ve gözlem uçaklarıyla (AWACS) güçlendirilmiş, devriye uçuşları yapmaktadır.” Rahat uyuyabilirsiniz! Sinek uçsa haberimiz olur, biz sizi uyandırırız! Diyorlar. Eksik olmasınlar, onlarsız Türkiye kapitalizmi ne yapardı acaba!
Türkiye’ ye, bir kez daha teşekkür ediyor katkılarından dolayı, NATO genel sekreteri. “Türk hükümetinin desteğiyle, NATO AWACS’ ları, DEAŞ (IŞİD demiyorlar) ile Mücadele Uluslararası Koalisyonuna destek vermek için Konya’ dan havalanıyor.” Emperyalist merkez ve ülkeler, NATO değil de, Irak Şam İslam Devleti örgütünü ben silahlandırıyorum, ben eğitip, donatıyorum sanırsınız; onlar da mücadele ediyor! “Türkiye, NATO’nun Irak’ daki yeni eğitim misyonunda önemli rol oynuyor. DEAŞ’ın geri dönmesini engellemek için, Irak güvenlik kuvvetlerini güçlendiriyor.” Evet, hatırladım; 2011 de İstanbul Konferansı’ nda kurulan çiçeği burnunda Özgür Suriye Ordusu başarısız olunca, Irak’ dan IŞİD trasfer edilmiş, Suriye topraklarında hazırlanan emperyalist oyuna dahil edilmişti. Bir dakika durun. Hani, “Tüm NATO üyeleri, DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyona üye olup, birlikte çalışarak bu terör örgütünün kontrolü altındaki tüm toprakları özgürlüğüne kavurturmuş” lardı! Yani, IŞİD Suriye topraklarından sökülüp atıldıysa, Irak’ a dönmesi de engelleniyorsa, nerdeler şimdi? Nerde konuşlanıyorlar? Kim onları eğitip, donatıp, besliyor? Onu da söyleyeyim: Türkiye kapitalizmi. Emperyalist merkezlerin verdiği parayla, gönderdiği silahla, bankamatikçi sığınmacılar söylemiyle, sığınmacı düşmanlığıyla besleniyor, iktidar kavgasında kullanılıyorlar, her an tetikte, her an hazır tutularak bir iç savaşta kullanılmak üzere. 6-7 Mayıs 2019 tarihinde, Türkiye kapitalizmi, Kuzey Atlantik Konseyi’ nin özel bir toplantısına ev sahipliği yapıyor.
6 Mayıs 1972 Sabahıydı, üç fidandı asılan, Yusuf, Hüseyin ve Deniz… Asıldılar, ancak ölmediler. Sürüyor kavga, “ve sürecek, yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek”(Adnan… ). Yusuf’ un sesi kulaklarımızda; “Sen ve efendilerin bilmelisiniz ki, biz halkımızın kurtuluşu ve Türkiye’ nin bağımsızlık mücadelesi uğruna, şerefimizle, bir defa öleceğiz. Bizi asanlar ise her gün öleceklerdir!” Ölüm fermanını kim verdi, kim yazdı, kalemi kıran kimdi, onaylayan 450 milletvekili kim, ilmiği o gencecik boyunlarına kim geçirdi, yaşarken eğilmeyen başları, ilmiğin ucunda bir gelincik gibi düşerken kim sevindi, bilinmiyor. Yaşamıyorlar. O gün, o saat öldüler. Ve bağımsızlık ve özgürlük savaşı ise sürüyor Türkiye işçi sınıfının.
1 Mayıs 1977, “Şişli Meydanı2 nda üç kız, biri Çiğdem,biri Nergis, vuruldular güpe gündüz, sorarlar bir gün sorarlar./ Sabahın bir sahibi var, sorarlar birgün sorarlar, biter bu dertler acılar, sararlar bir gün sararlar./ Bin dokuz yüz yetmiş yedi, unutulmaz yılın adı. Bir Mayıs Bayramı idi, sorarlar bir gün sorarlar. /Beş yüz bin emekçi vardı, Taksim Meydanı’ na girdi.Öyle bir İstanbul gördük, sorarlar bir gün sorarlar./ Al gözlerim seyir eyle, birin bırak birin söyle. Bu yeryüzü ilk kez böyle, bir İstanbul görüyordu. Kucaklayıp, sarıyordu(Ruhi Su).

Arzu KIR(İstanbul)

Huryol Haber