Türkiye Komünist Partisi, 15 Mart 2009 tarihinde Kadıköy’ de “Ya Osmanlı’ya Dönüş Ya Sosyalist Cumhuriyet” mitingi düzenlemişti. Türkiye kapitalizminin 12 Eylül 1980 darbesi ile başlayan Yeni Osmanlı’ya dönüş, eş zamanlı olarak, emperyalizmin Sovyet sonrası reorganizasyon sürecinin bir parçasıydı. Toplumun gericileştirilmesi, sanayinin ve tarımın tasfiyesi ile sonuçlanacak olan Cumhuriyet’ in tasfiyesi ve Yeni Osmanlı projesine dikkat çekmeyi, Cumhuriyet Mitingleri ile 2007 de sokağa çıkan ilerici, aydınlanmacı, üretici güçleri yeni bir cumhuriyet hedefinde birleştirmeyi amaçlıyordu.
2019′ a gelindiğinde, tarımın, sanayiin dolayısıyla alt yapıyı oluşturan üretim ilişkilerinin tasfiyesi tamamlanmış, emperyalist merkez ve ülkelerin kontrolünde bağımlılık ilişkileri güçlendirilmiş bulunuyor. Öte yandan, üst yapıdaki “dönüşüm” eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, toplumsal üretim süreçlerinin niteliğini belirleyen hukuk ve idari teşkilatın tasfiyesi-yeniden yapılandırılması suretiyle gerçekleştirildi. Aydınlanma, modern-bilimsel eğitimde birlik, laiklik, halkçılık, yurttaşlık ve bağlı hak kazanımlarıyla birlikte cumhuriyetin tasfiye sürecinde büyük çoğunluğu üretici-emekçi olan kitleleri düzen içinde tutan ise sermayenin gerici ve faşist ideolojisi oldu.
Emperyalizm ve Türkiye kapitalizminin gıderek artan şekilde, kitleler halinde mülksüzleştirdiği emekçi milyonları düzen içinde tutmak için tarikatlar ve fetvalar aracılığıyla gericileştirmesi, etnik kökeni ya da dini inanışlarıyla ayrıştırması, düşmanlaştırması zorunluydu! Böylece,12 Eylül 1980 askeri darbesi ile siyasal gündemin dışına çıkarılan emekçi sınıfların, işçi sınıfı öncülüğünde sosyalist iktidar mücadelesinin örgütlü gücünün ya tasfiye edildiği ya da ideolojik olarak zayıfladığı Türkiye coğrafyasında kendiliğinden, örgütsüz ve iktidar hedefinden yoksun direnişleri kırmak, milyonların öfkesini soğurmak hiç de güç olmadı.
Kazan yavaş yavaş kaynıyordu. Artan sömürü ve gericileşmenin sonucu olarak mülksüzleşme, sömürü, iş cinayetleri, kadın cinayetleri, tecavüz kiteleselleşiyor, siyasal ortam ısındıkça, ısınıyordu. İş cinayetleri, kadın cinayetleri, tecavüzler tekil değil, çoğul çoğuldu. Her dört saatte bir, günde altı, ayda yüz seksen, yılda iki bin yüz atmış ölümlü iş cinayeti işleniyordu. Yeni Osmanlı’ nın sözcüleri kadınlar için evlenme yaşını altıya indirir, “bir defadan bir şey olmaz”, “laiklik sorunu yoktur” derken, son üç yılda 4 bin kadın tecavüz edilerek öldürülüyordu. Dizginlerinden boşalmış sermaye bununla yetinmiyor, 2019 ilk üç ayında, “istismar” adıyla 483 çocuğun tecavüz ve ölümüyle emekçi milyonları birbirine olan güvenini, bir araya gelme olasılığını parçalıyordu. Büyük çoğunluk alışsa da sıcaklığına ortamın, azınlıkta da olsa işçi sınıfının örgütlü olduğu işyerlerinde direniş odakları çıkıyordu. Her an örgütsüz, kendiliğinden 2013 Haziran Direnişi yeniden ve daha güçlü ayağa kalkabilir, milyonları iktidar karşıtlığında birleştirebilirdi. 31 Mart seçimleriyle, tasfiye sürecinin en önemli aktörünü yedek kulübesine aldılar. Onsuz da, uygun siyasi ortamı bekleyen projeler, ihaleler, yatırımlar gerçekleşebilirdi. Öyle oldu. 1 Nisan itibariyle Amerika ve Almanya’ nın, TÜSİAD’ ın resmi açıklamalarının gereği yapıldı, sermayenin Damat Albayrak’ lı bakanı Yeni Ekonomik Paketi açıkladı, G20 zirvesi ve IMF-DB toplantılarına katılmak üzere Amerika’ ya uçtu.
YEP kapsamında, aslında hiç de yeni olmayan 2017 den bu yana ısıtılan Varlık Fonu, Bireysel Emeklilik Fonu ve Kıdem Tazminatı Fonu tartışılmaya başlanmıştı ki, her gün tecavüz nedeniyle çocuk ölümleri milyonlarca yurtsever, emekçi, aydın, üretici gücün aklına bomba gibi düşüyordu. Kazan kaynıyordu. Her cinayet, her tecavüz, her ölüm ateşi harlıyordu. Bütün yakıcılığına rağmen kurtuluşa inanmayan milyonlar, kaynayan kazandan çıkış imkansız buluyor, aynı düzenin içinde çözüm arıyorlardı. Alışıyorlardı, kaçınılmaz sanılana.
Ancak, biz yazmaktan, eylemekten, anlatmaktan bıkmayacağız. Bakın, bu haftaki yazıda da Yeni Ekonomik Paket’ in üç önemli başlığı Varlık Fonu, BES ya da Kıdem Tazminatını yazamadık. Çünkü, kazan kaynıyor, canımız yanıyor. Çok yanıyor. Ayrıntılar önemini kaybediyor. Hepimiz biliyoruz ki, sermayenin attığı her adım, adı ne olursa olsun biz emekçi milyonların zararına, geri dönüşsüz kayıplarıyla dayatıyor kendini: Bireysel Emeklilik Sistemi, Zorunlu Sağlık Sigortası gibi emekçiler için zorunlu, patronlara kaynak olurken; Varlık Fonu AŞ, sermayenin yeni dış borçları için teminat; Kıdem Tazminatı Fonu, patronlar için kıyak, biriktikçe karşılıksız kredi olarak yasalaşıyor. Bize düşen, ya boyun eğip yüksek sıcaklıkta yaşayıp, farketmeden yavaş yavaş ölmek ya da hep birlikte-örgütlü bir karşı koyuşla kazanı devirmek.
Bu daha başlangıç, mücadeleye devam demiştik 2013 Haziran’ da. Devam ediyoruz. Edeceğiz. 1 Mayıs’ ta alanlarda haykıracağız. Yeni bir cumhuriyet mümkün. Ya Yeni Osmanlı’ ya dönüş, ya Sosyalist Cumhuriyet.

Arzu KIR, 27 Nisan 2019

Huryol Haber