Sevgili okurlar, hepimiz diyoruz’ki uyuşturucu sadece gençlerimizi esir alıyor,  öyle yaşı 40 ı geçmiş insanlarda bu beladan mustarip. İlginç olan kendileri bile bunun farkında değiller.

Somut bir olaydan bahsedeceğim.

Yaşı elliye dayanmış bir anne, 3 çocuk doğurmuş, ikisi halen bakıma muhtaç.

Bu hanımefendi çok uzun zamandır bu belanın içinde, bu yüzden ailesini, eşini, 25 yaşındaki evladını kaybetmiş.

Aslında kaybetmiş demekten çok kaybolmuş demek daha doğru olur.

Uyuşturucu aldığında halüsinasyon görüp şizofrenik davranışlar sergiliyor, ve bunun farkında değil.

Kendisi dışında herkesi hasta kabul edip, herkesten intikam alma derdine düşüyor.

Yaklaşık 10 gün üzerinde çalıştığım bir olay.

İlk başlarda kendi adıma korkularım vardı, ama olayın içine girince ne derece zavallı, bitmiş bir kişilik gördüm.

Konuyu yazmak ve yazmamak arasında gidip geldim, yazmam gerektiğini ve bu tür kişilerin ailelerine ne tür görevler düştüğünü anlatmak derdim.

Biz toplum olarak bazı görevlerimizi eksik yapıyoruz, ailemizde veya çevremizde bu tür insan görünce onu dışlama yoluna gidiyoruz.

Olan hiç günahı olmayan çocuklara oluyor.

Oysa bu insanları rehabilite etmeliyiz, gerekirse zor kullanarak bunu yapmalıyız, bu konuda devlet de yanımızda olmalı.

Bu insanlar topluma zarar veriyor, bu insanlar ailelerine zarar veriyor, bu insanlar çocuklarına zarar veriyor. Biz izlemekten başka hiçbir şey yapmıyoruz.

Evet uyuşturucu bir bela, ama o belaya bulaşmış insanları kazanamamak daha büyük toplumsal bela.

Kişisel olarak hepimizin topluma olan sorumlulukları var, 40 küsur  yaşında bir anneden bahsediyorum, iki tane bakıma muhtaç çocuğu gece 12 de evde yalnız bırakıp uyuşturucu peşine gidebiliyor, ertesi gün sabaha kadarda o çocuklar tek başlarına korkarak evlerinde sabahlıyorlar.

Uyuşturucu alan insan korkusuzca hırsızlık yapar, bu hanımefendi etrafında olan insanlara aldırmadan çatal, kaşık bile çalabiliyor, oyuncak çalabiliyor, ilginç olan bunu kendi çocuklarının gözleri önünde yapabiliyor.

Bu konuda psikologlara da görevler düştüğüne eminim.

Bu çocukların bir babası mutlaka var, bir amcası, bir dayısı mutlaka var, ama bu kişiler mücadele etmek yerine kaçmayı seçerek o çocuklarında geleceklerini karartmış oluyorlar.

Evet kaçmanızda belki kanunlarda etkili oluyor, mahkeme uzaklaştırma tarzı kararlar alabiliyor. Olayların iç yüzünü bilmeyen hakimlerimiz böyle kararlar alabilir, hakimler mevcut yasalara göre karar veriyor. Oysa o babaya, amcaya, dayıya düşen görev bununla mücadele etmek ve asla pes etmemek.

Vicdani sorumluluklarımız var, toplum uyuşturucuyla yapılan bu savaşı kaybederse hepimiz kaybetmiş olacağız.

Sevgili okurlarım; etrafınıza iyi bakın her mahallede bu tür insanlar var, onları dışlamayalım, onları hasta olarak kabul edip ona göre davranalım, o insanlar bu illetten kurtulunca size dua edeceklerdir,.

Kısa cezaevi tecrübemden edindiğim izlenim, bu illete bulaşan insanların çoğunluğu toplum tarafından dışlanmışlık sendromu yaşayıp ve yine toplumu suçluyorlar. Cezaevinden çıktıktan sonra yine dışlanan bu insanlar tekrar uyuşturucunun pençesine düşüyorlar.

Cezaevinde yaklaşık 40 tane uyuşturucu bağımlısıyla uzunca süre sohbetler ettim, neden, niçin ve neler yapılabilir sorusuna cevaplar aradım. Kendimce yorumlar ve çözüm yolarını düşündüm.

Cezaevinde edindiğim en önemli tecrübeyse bu insanların en önemli özelliği kişiliği oturmamış, özgüveni eksik ve çok saf insanlar oldukları kanaatine vardım.

O illete bulaşmamış olsalar, hepsi bir pırlanta değerinde insan olabilirlerdi.

Babaları kurtaralım

Anneleri kurtaralım

Gençleri kurtaralım

Çocukları kurtaralım

Ve toplumu kurtaralım

Yoksa bitiyoruz

Yoksa gidiyoruz

Yoksa ölüyoruz

Yoksa kendi geleceğimizi yok ediyoruz…

 

 

Huryol Haber