OLMAK YA DA OLMAMAK
“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!” (1) Amerika mı, Rusya mı, S-400 mü, F-35 mi, Binali mi, İmamoğlu mu tartışmasına son verecek olan, Türkiye işçi sınıfının Sosyalist iktidarıdır. Milyonları içine çeken bu tartışma yapaydır, sermaye iktidarını alternatifsiz, öncesi ve sonrası olmayan tek seçenek ilan etmekte, sosyalist cumhuriyet seçeneğini dışlamaktadır. 2 Milyon yıllık insanlık tarihinde gelip geçen nice topluluktan, devlet ve halklarından sonra, nihayet emperyalist bir işgale karşı savaşın ardından, yurt edindiğimiz Türkiye coğrafyası “NATO toprağı”, üsleri “NATO üssü”, ordusu “NATO ordusu” olmaktan kurtarılmayı bekliyor.
Türkiye coğrafyası 2013 Haziran’ dan önce, Ocak ayında İskenderun Limanı’ na, ardından Gaziantep’ de konuşlandırılmak üzere NATO’ nun gönderdiği, Patriot diye bilinen F-35 Hava Savunma Sistemleri ve NATO’ ya karşı ayağa kalktı. Türkiye kapitalizminin “acil güvenlik ihtiyacı” gerekçesiyle, 2011 de Suriye savaşını başlatanlardan istediği sipariş yerine getirilecekti. 20 Ocak 2013 günü Gaziantep başta olmak üzere Ankara, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Çanakkale, Tekirdağ, Trabzon, Denizli, Bolu, Antalya, Van, Eskişehir, Balıkesir, Konya, Kayseri, Söke ve Samsun sokağa indi. Aynı gün, 20 Ocak 2013 tarihli, Sol Haber Portalı’ nın haberine göre, Hükümet’ in “NATO askerlerini ağırlamaktan onur duyacağını” açıklayan valisinin yasak kararına karşı DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’ nin organize ettiği, siyasi partilerin destek verdiği “son yılların en kitlesel eylemi” Gaziantep’ de gerçekleşti: “Emperyalizme, füzelerine, AKP’ ye karşı ayaktayız” diye haykırıyordu kitle(2). Haziran’ ın ön günüydü… Haziran da Sosyalist iktidara yürüyüşün ön günü olsun.
Yani, sermayenin egemenliğinde NATO üyesi Türkiye kapitalizminin emperyalist ülke ve örgütlerin rekabet alanı olması yeni değil, ilk hiç değil. İktidardaki sınıfın bilinçli tercihidir. Çıkarınadır.
“Türkiye’ nin acil gereksinimini karşılamak üzere NATO’ya yaptığı başvuru sonunda ABD, Hollanda ve Almanya kendi envanterindeki Patriot savunma sistemlerini Türkiye’ ye yerleştirdi. Halen Türkiye’ de NATO görevi kapsamında İspanya ve İtalya’ nın anti-füze sistemleri konuşlu bulunuyor.” (3)
NATO (Kuzey Atlantik İttifakı), İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’ nın, Sosyalizmin zaferi ile sonra ermesinin hemen ardından, “Batı Avrupa’ da Komünizm tehlikesini önlemek için ABD öncülüğünde kuruldu.”(4) Çok uluslu, kontrgerilla örgütlenmesidir. Çok ulusludur, çünkü üye ülkelerin orduları aynı zamanda NATO ordusunun bir parçasıdır. Üst düzey askeri kadroları NATO tarafından eğitilmektedir. Sovyetler Birliği’ nin Gorbaçov eliyle çözülüşünün ardından, Afganistan’ da, eski Sovyet ülkelerinde, Yugoslavya’ da, Mısır’ da, Libya’ da, Irak’ da, Yemen’ de ve nihayet Suriye’ de iş başındadır.
Rusya, kapitalist bir ülkedir. Sovyetlerin siyasi varlığının sona ermesinin ardından askeri, siyasi, ekonomik ve teknolojik üstünlüğünden en büyük payı mülkiyetine geçirerek palazlanan, Rus sermayesinin egemenliğindedir. Bağrında geliştiği siyasi Birlik gibi parçalanarak ele geçirilen bu güç, emperyalist egemenlik savaşında liderlik için yeterli olmasa da rekabet için yeterlidir. Kapitalist Rusya, emperyalist yeniden bölüşüm uğruna gerekirse savaşa sürüklenen kapitalist dünyada, Avrupa ve Çin’ in de taraf olduğu egemenlik savaşında yerini almıştır.
“İki bacağınızın ikisi de yerinde, Adnan Bey,/ iki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı,/ iki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower’ ın, / ve bütün kaygınız/ iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri / halkın tekmesinden korumaktır./ …/ Beni, üniversiteli yedek subayı,/ Kore’ de harcadınız, Adnan Bey./ Elleriniz itti beni ölüme,/ vıcık vıcık terli, tombul elleriniz./ Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan/ ve ben kan içinde ölürken/ çığlığımı duymamanız için/ kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindirip./ Ama ben peşinizdeyim, Adnan Bey,/ ölüler otomobilden hızlı gider,/ kör gözlerim,/ kopuk ellerim,/ kesik bacaklarımla peşinizdeyim. Diyetimi istiyorum Adnan Bey,/ göze göz, / ele el,/ bacağa bacak,/ diyetimi istiyorum, alacağım da.” Nazım’ ı tanımış, Kore Savaşını duymuş olmalısınız!
1950′ lerin başlarında NATO’ya girme vaadiyle seçimleri CHP’ den alan “DP, ABD eksenli emperyalist sisteme eklemlenmenin en önemli şartlarından birinin antikomünizm olduğunu biliyordu” (5). İlk işi, NATO’ ya üyelik başvurusu oldu. Sovyet tehdidi bahanesi inandırıcı bulunmadı. Reddedildi. 25 Temmuz 1950 de Amerika’ nın yanında Kore’ ye asker gönderme kararı aldı. Görüşmeler sürerken içerde Komünist avına girişti. Asker gönderme kararından sadece 11 gün önce kurulan Barışseverler Cemiyeti’ nin ilk eylemli bildirisi de; “Adnan Hükümeti, Kore’ de harp etsin diye 4 500 Türk çocuğunu General Mc Arthur’ un emrine veriyor.” Diye başlayan, “Milli menfaatlerimize ve dünya barışının korunmasına tamamen aykırı olan bu kararı şiddetle protesto ediyoruz.” olacaktı.” (6) Ve tabii ardından gözaltılar ve yargılamalar gelecekti Behice BORAN’ ın kurucu üyesi, Adnan CEMGİL’ in genel sekreter olduğu Barışseverler Cemiyeti üyelerine. Burada duramazdı sermaye iktidarı. Gökhan ATILGAN’ ın deyimiyle, Behice Boran’ ın da sanığı olduğu TKP davası, Türkiye’ nin NATO üyeliğine kabul edilmesi için başlatılan bir “cadı avı” idi. Ve Türkiye, Eylül 1951′ de NATO’ ya kabul edildi. 18 Şubat 1952 de Meclis NATO antlaşmasını onayladı. Yurdun dört bir yanına üsler ve askeri teçhizat yerleştirildi, NATO ordusu ve daha çok Amerikan ordusunun daimi ikametgahı olan yüzlerce üs kuruldu, “vatan toprağı” sayılmayan. Bunların ilki, en eskisi, en bilineni ve en önemlisi İncirlik üssü. “1951 yılında inşaatına başlanan ve 1954′ de tamamlanan üs, ABD’nin dünya çapında Ana Harekat Üssü statüsü verdiği az sayıda üsden biridir ve bin millik harekat yarıçapıyla Amerikan Hava Kuvvetleri’ nin Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Ege ile birlikte Basra ve Hazar petrol bölgelerini kapsayan bölgede fiziki kontrolünü sağlamaktadır.”(7)
Kapitalist Türkiye, 1952 Meclis’ in (DP’nin imzaladığı Kuzey Atlantik Ülkeleri Antlaşmasını) Uygun Bulma Yasası ile NATO üyesi olmuştur. ABD, İngiltere, Fransa, Kanada, Portekiz, İtalya, Norveç, Danimarka, Belçika, İzlanda, Holanda ve Lüksenburg kurucu üyelerdir. Daha sonra içinde Türkiye’ nin de bulunduğu on yedi üye daha bu askeri ittifaka katılmıştır. NATO üyesi ülkeler GSMH’ sının (en az) yüzde ikisini savunma harcamaları için kullanmak zorundadır. Kapitalist dünyadaki savunma harcamalarının yüzde yetmişini NATO üyesi ülkeler yapmakta, ABD ise NATO savunma harcamalarının dörtte üçünü gerçekleştirmektedir.
NATO üyesi ülkelerin savunma sistemleri birbirinden bağımsız değildir. Tüm askeri teçhizat gibi, NATO üyesi ülkeler, NATO ve Amerikan üslerinde konuşlandırılmış F-35 Hava Savunma Sistemleri, Amerikan malıdır. Türkiye gibi bütçe açığı en son Merkez Bankası yedek akçesinden yapılan transferle bile kapatılamayan üyeler tarafından iç ve dış borçlanma ile satın alınmakla birlikte, ekonomik ve teknolojik alternetifler üretmek ya da satın alma hak ve yetkisine sahip değildirler. Sadece Türkiye’ nin değil, Fransız, Alman, İngiliz ve diğerlerinde sermaye iktidarının egemenlik alanı ülke sınırlarıyla, iç siyasetle sınırlıdır. Özellikle askeri Uluslararası ilişkilerde kesinlikle bağımsız değildir. Mantıklıdır.
2017′ de Rusya ile Türkiye arasında başlayan alım-satım-kurulum antlaşmasına konu S-400 Füze Savunma Sistemleri, İkinci Paylaşım Savaşı’ nın ardından “demir perde” ülkesi olarak ilan edilen Sovyetler Birliği’ nde üretimine başlanan füze savunma sistemlerinin 4 ncü nesli. Doğaldır ki, NATO Savunma Sistemlerinin belkemiğini oluşturan F-35 ler ile uyumsuzdur. Kaldıki, Temmuz 2018′ de NATO’ nun Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı Tod Wolters, Türkiye’ nin S-400 hava savunma sistemi edinmesinin, NATO’nun bilindik düşmanlarının, radardan kaçabilen beşinci nesil F-35 savaş uçaklarının nasıl çalıştığını anlamasına neden olabileceğini söylerken, haklıdır. Zira, teknolojik gelişimin gereklerinden biri ilk ürünün anlaşılmasıdır, önceki çözümlenmeden alternatifinin ya da daha üstün bir modelin, füze savunma sisteminin üretimi imkansızdır. Öte yandan, tüm NATO üyeleri ve üslerinde kurulu F-35′ lerin ne zaman, nerde, kime karşı kullanılacağına Avrupa, Atlantik, Manş ve Amerika- Kanada Bölge Komutanlığı tarafından karar verilmektedir; konuşlandırıldığı ülke topraklarında egemen sermaye sınıfı değil. Rusya yapımı S-400 lerin kontrolü ise NATO komutanlıklarında değil, Rusya komutanlıklarında olacaktır.
Ekonomik ve siyasi olarak sıkışan Türkiye Kapitalizmi, bu kez büyük oynamıştır. 31 Mart seçimleriyle aşılmaya çalışılan siyasi kriz, 6 Mayıs’ da NATO özel toplantısının ardından, sermayenin ve tabii bağlı olduğu emperyalizmin kasası İstanbul seçimlerinin iptali ve kayyum atanması ile devam etmektedir. 23 Haziran seçimlerinin ilanı, milyonları İmamoğlu mu Binali mi sorusuna kitlerken, egemen sınıfın gündemi Rusya mı Amerika mı, S-400 mü F-35 midir.
Evet, başta söylediğim gibi Amerika mı Rusya mı, S-400 mü F-35 mi, Binali mi, İmamoğlu mu tartışması sermayenin suçlarını örtmekte, gündemi karartmaktadır. Emperyalist ittifaklar, sermaye adına temsiliyet yarışı, NATO’ nun emri ile kayyum ataması ve 23 Haziran seçimleri meşru değildir, sermaye iktidarının gündemidir. Onun sorunudur. Her gün onlarcası bir lokma ekmek uğruna ölüme sürüklenen babaların, bebelerin, annelerin velhasılı Türkiye işçi sınıfının gündemi Sosyalist İktidar olmalıdır. Patronlarla aynı gemide değiliz. Köprüden önce son çıkışa tam gaz yaklaşmaktayız. Sermaye ile yolları ayırmanın, Türkiye işçi sınıfının birliğini kurmanın zamanıdır. Olmak ya da olmamak. İşte bütün mesele bu!
Arzu KIR (İstanbul, 24 Mayıs 2019)
KAYNAKÇA
1- Sheakspear, Hamlet adlı oyunundan. “Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi: Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor yürekten gelenin doğal rengini. Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar yollarını değiştirip, bu yüzden bir iş bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.” diye devam ediyor.
2- www.sol.portal 20 Ocak 2013, “Ülke genelinde Patriot eylemleri : Halk Patriotlara ve NATO askerine “Hayır” dedi, başlıklı haber.
3- www.bbc.com., 4 Nisan 2019 t.li haberden.
4- 100 Soruda TKP Broşürü, 10 Eylül 2017
5- Gökhan ATILGAN, Behice BORAN Öğretim Üyesi, Siyasetçi, Kuramcı, Yodam Kitap
6- Barışseverler Cemiyeti’ nin, Hükümetin Kore’ye asker gönderme kararına ilişkin Bildirisi :
Aziz Türk halkına;
Adnan Menders Hükümeti, Kkore’ de harp etsin diye 4 500 Türk çocuğunu General Mc Arthur’ un emrin veriyor.
Adnan Menderes Hükümeti’ nin bu kararı, Türk Milletine nasıl gösterilirse gösterilsin Amerikan menfaatleri uğruna harbe katılmamız demektir. Hükümet bu kararını Amerika’ nın zoru ile vermiştir. Çünkü:
15 Temmuz’ da Birleşmiş Milletlerden gelen telgrafla hükümet, Birleşmiş Milletler Anyasası’ nın bu gibi işlerde üyelere tanıdığıhaklara dayanarak doğrudan asker gönderemeyeceğini ima yollu bir karşılık vermişti. Zaten Birleşmiş Milletler’ in bu müracatını 52 üye devletten en az 12 si cevaplandırmış ve onlar da bir tek kara askeri göndermemişlerdir.
Dahası var: Kore’ de harp etmek için gönüllü toplamaya kalkıştığı zaman Dış İşleri Bakanı Fuat Köprülü bir Fransız gazetecisine mülakat vererek bazı komşularımıza karşı bir tahrik olur diye gönüllü gönderme hükmüne razı olamayacağını söyledi. Demek oluyor ki, Adnan Mendere Hükümeti kara askeri göndermeyi önceleri doğru bulmuyor, kendisini buna mecbur saymıyordu.
Derken, Amerikan senatörü Cain 23 Temmuz2 da Ankara’ ya geldi. Dış İşleri Bakanı Refik İnce ve Genelkurmay Bbaşkanı Nuri Yamut ile konuştu. Bu konuşmadan sonra memeleketin muhtelif yerlerinde bulunan bakanlar alelacele Ankara’ da toplanarak Kore’ ye 4 500 Türk çocuğunu göndermeye karar verdiler. Ardından da senatör Cain gazetecilere verdiği mülakatta “Bu harpte piyade kuvvetlerinin rolü büyüktür. Diğer milletlerden kara kuvveti istememizin tek sebebi Amerika’ nın yıpranmamasını temindir.” Diyerek, işin iç yüzünü meydana koydu. Yani, bu işin Amerika’ nın zoru ile yapıldığını açıkladı.
Kore’ deki savaşa, Türk Milletinin katılmasında istikbalimizve güvenliğimiz bakımından hiç bir fayda yoktur.”Biz şimdi Kore’ ye asker göndermezsek, bizim başımız dertte kaldığı zaman Amerika da bize yardım etmez.” Diyenlere yakın zamana kadar Dışişleri Bakanlığı yapmış ve milletlerarası işleri içinden takip etmiş olan Necmettin Sadak cevap veriyor: “Bu işler bir menfaat işidir. Hissi sebepler rol oynamaz. Eğer, o gün Amerika’ nın çıkarı varsa bize yardım eder, yoksa etmez.” Diyor.
Kaldı ki, bugün karşılaştığımız hadise de gösteriyor ki, mesele bizeAmerika’ nın yardım edip etmemesi değil,fakat üçüncü cihan harbine yol açacak maceralara sürüklenmek istemesidir. Bundan da anlaşılıyor ki, Kore’ ye asker göndermekte Türk Milletinin herhangi bir menfaati yoktur. Türk Milletinin istiklali ve güvenliği dünya barışına sıkı sıkıya bağlıdır. Kkore2 ye asker göndermek ise Türk milletine nasıl bildirilirse bildirilsin, herhalde barışçı bir hareket değildir.
Bütün dünya milletleri ve bu arada Türk milleti de barışseverdir. Türk halkının menfaati dünya barışının bozulmamasındadır. Bu barışın bpzulmaması için de Kore’ deki iç savaşın barışçı yollar bulunarakhemen sona erdirilmesi gerekir. Türk Milletine yaraşan ve gerçek menfaatlerine uygun düzeşn Şeymasala Hindistan Başbakanı Nehru’ nun yaptığı gibi barışçı teklifler yapmaktır.
Biz Türk Barışseverler Cemiyeti, bunları tüm halk efkarına bildirirken onun en samimi düşüncelerini belirttiğimizi, her Türkvatanseverinin bizimle aynı fikirde olduğuna inanıyoruz. Adı söylenmeden bir harp ilanı dmeye gelen Adnan Menderes hükümetinin bu kararını, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ nin reddedeceğini umuyoruz. Çünkü, Anayasamıza göre, gerekince harp ilan etmek yetkisi sadece TBMM’ ne aittir.
Milli menfaatlerimize ve dünya barışının korunmasına tamamen aykırı olan bu kararı şiddetle protesto ederiz.
Türk Barışseverler Ccemiyeti”
7- www.evrensel.net, 6 Mayıs 2012

Huryol Haber